Evet, Padişah Benim Ancak Siz Yine De Çiçekleri Ona Veriniz!

Uzun uğraşlar sonucu Bizans düşmüş, şehir Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmişti. Bunun üzerine Fatih, beyaz atına binmiş İstanbul’a ilk defa giriş yapıyordu. Şehir halkı ise caddelere doluşmuş Fatih’i ve onun şanlı ordusunu selamlıyordu.

Bu sırada halkın içinden bir kaç kişi Sultan II. Mehmet’e çiçek sunmak istedi fakat bu zamana kadar Sultan’ı hiç görmemişlerdi. Dolayısı ile Sultan Mehmet olduğunu tahmin ettikleri Akşemsettin’e doğru yöneldiler. Akşemsettin ise kendisinin Sultan olmadığını belirtip göz ucuyla Sultan Mehmet’i göstererek şöyle söyler:

-Ben Sultan değilim. Sultan Mehmet odur.

Bunun üzerine tüm gözler Fatih Sultan Mehmet’e çevrilir. İnsanlar önce oldukça şaşırır. Çünkü Akşemsettin’in gösterdiği kişi henüz 21 yaşında gencecik biridir. Bunun üzerine kendisine verilen çiçekleri geri çeviren Fatih karşılık verir:

-Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü o benim hocamdır.

Hazreti Ademin Çocukları Değil Miyiz?

Günlerden bir gün Sultan Fatih dışarıda gezinirken bir dilenciye rast gelir. Koskoca padişahı gözüne kestiren dilenci de haliyle bu fırsatı kaçırmak istemez ve sultandan para dilenir. Fatih ise bu dilenciyi geri çevirmek istemez. Yanındaki adamlarından dilenciye 1 adet altın vermelerini emreder. Dilenci ise koskoca padişahın sadece 1 adet altın vermesine içerler ve padişaha sitem eder:

-Koskoca padişah, kardeşine sadece 1 altın mı verir?

Bu karşılık padişahı meraklandırmıştır. Nereden kardeş olduklarını sorduğunda dilenci cevap verir:

-Aman padişahım. Hepimiz Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? Dolayısıyla kardeş sayılırız.

Bunun üzerine Sultan Fatih aynı kurnazlık ile cevabını yapıştırır:

-Sakın ha ses çıkarmayasın. Eğer diğer kardeşlerin de duyacak olursa senin payına bu bile düşmez.

Peder Ne Der, Kader Ne Der?

Küçükken bir hayli yaramazdır Fatih. Yine bir gün yaramazlık yapıp ortalığı birbirine kattığı sırada babası II. Murat sinirlenir ve oğluna çıkışır;

-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz.

O sırada yanlarında bulunan Fatih’in hocası Akşemsettin, adeta geleceği görürcesine II. Murat’ın çıkışmasına yapıştırır cevabını;

-Peder ne der, kader ne der?

Nitekim yıllar Fatih’in babasını değil hocası Akşemsettin’i haklı çıkarır. Fatih artık dünyaya nam salmış bir hükümdardır.

Padişah Ben İsem Emrediyorum: Gelip Ordunun Başına Geçiniz!

II. Murat devlet işlerinden bir hayli yorulmuş ve artık dinlenmek istemektedir. Bu doğrultuda civar devletler ile barış halinde olan devleti oğlu Şehzede Mehmet’e bırakır ve Manisa’da inzivaya çekilir.

Her ne kadar barış anlaşmaları imzalanmış olsa da Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti’nin başına genç ve tecrübesiz bir padişah geçmesini fırsat bilir ve bir Haçlı Ordusu toplar ve Osmanlı Devleti’nin Avrupadaki topraklarını istila etmeye başlar.

Bunun üzerine henüz yeteri kadar tecrübesi bulunmayan Sultan II. Mehmet, babasına bir mektup yazar ve ordunun başına geçmesini ister. Babası Sultan Murat ise bu isteği reddederek artık kendisinin padişah olduğunu ve gereğini yapmasını ister.

Sultan II. Mehmet bir kaç kez aynı isteğini iletse de aynı cevap ile karşılaşır. Bunun üzerine Sultan II. Mehmet aşağıdaki mektubu kaleme alır ve babasına gönderir.

-Baba, eğer padişahlığı kabul ediyorsanız gelip ordunun başına geçiniz. Yok eğer kabul etmiyorsanız padişah olarak size emrediyorum. Gelip ordunun başına geçiniz!

Bunun üzerine ordunun başına geçen Sultan II. Murat, haçlıları yenilgiye uğratır.

Ayranın İçindeki Saman Çöpleri

Sultan Fatih, bir gün kılık değiştirip bir gezintiye çıkar. Dağ tepe gezer. Sonunda gözü bir küçük kulübeye ilişir. Kapısını çalar. Kapıyı yaşlı bir nine açar ve Fatih’i misafir eder.

Misafirlerine soğuk ayran ikram eder nine fakat ayranın içinde saman çöpleri vardır. Bir kaç yudumda ayranını bitiren Fatih merak ederek sorar:

-Nine, ayranın çok güzeldi ama içindeki bu saman çöpleri niye?

Yaşlı nine gülümseyerek karşılık verir:

-Evladım, uzun yoldan gelmiş, terlemişsin. Ayranda soğuk. Bir çırpıda içer hasta olursun diye içine saman parçaları attım. Kıyamadım sana.

Bu cevap Fatih’in çok hoşuna gider. Kim olduğunu açıklar ve kulübenin civarındaki büyük bir araziyi yaşlı nineye bağışlar.

Ben Bu Halk İle Dünyayı Bile Fethederim

Henüz 21 yaşında olan Fatih, İstanbul’u kuşatmanın hazırlıklarını yapmaktadır. Bir gün tebdil-i kıyafet ile halkın arasına karışıp orduya katılacak olan halk ile alakalı bilgi edinmek ister.

Bu sırada çarşıda gezinirken bir dükkandan bir miktar erzak alır. Henüz dükkandan yeni çıkmıştı ki aldığı erzağın az geleceğini düşünüp biraz daha fazla almak ister fakat dükkanın sahibi sultana daha fazla erzak satmak istemez. Nedenini merak eden Fatih’e dükkan sahibi şu cevabı verir:

Ben sana satış yaparak siftahımı yapmış oldum. Eğer başka alacağın varsa şuradan alıver. O henüz siftah yapmadı.

Bu cevap Fatih’in çok hoşuna gitmişti. Derhal gidip diğer dükkandan bir miktar erzak aldı. İkincisini istediğinde ise benzer bir cevap ile karşılaştı. Böylece halkını imtihan eden Fatih çarşıyı baştan sona dolaşmış oldu.

Aldığı erzakları ihtiyaç sahiplerine dağıttıktan sonra sarayına gidip şükür secdesine kapandı ve şöyle dedi:

Ya Rabbi sana hamdolsun… Bana böyle birbirini düşünen insanların olduğu bir millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans’ı, dünyayı bile fethederim.