Fatih Sultan Mehmet’in Tuğrası ve Anlamı

Tuğra, Osmanlı padişahlarının imza olarak kullandığı, içerisinde hat sanatı ile kendi adlarını barındıran sembollerdir. Padişahın görevlendirdiği Tuğrakeşler tarafından kendi adına özel olarak hazırlanır. Padişah, tüm yazışmalarında tuğrasını imza olarak kullanılır.

Yukarıda görmüş olduğunuz Tuğra ise, Tuğrakeşleri tarafından Fatih Sultan Mehmet adına hazırlanmıştır. İçerisinde kendi adını ve daima muzaffer olmasını dileyen bir dua ibaresi bulunmaktadır. Okunuşu “Mehmed bin Murad han muzaffer daima“, anlamı ise “Murat oğlu Mehmed han daima muzaffer olması” şeklindedir.

Yakından incelemek için BURAYA TIKLAYIN.

Fatih Sultan Mehmet’in Ailesi

Babası

II. Murad

Osmanlı Devleti’nin 6. padişahıdır. 1404 senesinde Amasya doğmuş, 3 Şubat 1451 senesinde Edirne vefat etmiştir. İlk olarak 25 Haziran 1421 – Ağustos 1444 tarihleri arasında tahtta kalmış olup bu tarihten sonra kısa bir süre tahtı oğlu Fatih Sultan Mehmet’e devretmiş, Avrupa devletlerinin bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’ne saldırmasından sonra ikinci kez tahta çıkmıştır. (Bknz: Padişah Ben İsem Emrediyorum: Gelip Ordunun Başına Geçiniz!) Ağustos 1446 – 3 Şubat 1451 tarihlerinde ikinci kez hüküm sürdükten sonra bu tarihten itibaren tahtını kalıcı olarak Fatih Sultan Mehmet’e devretmiştir.

Annesi

Annesi ile alakalı bir çok söylenti olmakla birlikte Hüma Hatun olduğu sanılmaktadır. Mezarı Bursa’dadır.

Kardeşleri

Şehzade Alâaddin

Asıl adı Şehzade Alâaddin Ali Çelebi’dir. 1425 yılında Edirne’de dünyaya gelmiştir. 1443 yılında Bursa yakınlarında atı sürerken geçirdiği bir kaza sonrası vefat etmiştir.

Şehzade Ahmed

Şehzade Ahmed hakkında fazla bir bilgi yoktur. Rum Sancak Beyi iken erken yaşta vefat etti.

Eşleri

Emine Gülbahar Hatun

Fatih Sultan Mehmet’in ilk eşidir. 1446 yılında Manisa’da evlenmiştir. Gevherhan Hatun’un annesidir. Sitti Mükrime Hatun vefatından sonra Sultan II. Bayezid’e annelik yapmıştır. 1492 yılında vefat etmiştir. Bugün ise Fatih Camii haziresi karşısında kendi adı ile anılan türbesinde yatmaktadır.

Gülşah Hatun

Sultan Fatih’in 4. eşidir. Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı ya da cariye olduğuna dair görüşler vardır. Şehzade Mustafa’nın annesidir. 1487 yılında vefat etmiştir.

Sitti Mükrime Hatun

Sultan Fatih’in üçüncü eşidir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Eylül 1486 yılında Edirne’de vefat etmiştir. Sultan II. Beyazid’in annesidir. Mezarı Edirne’de kendi adındaki Sitti Şah Hatun Camii’nin haziresindedir.

Çiçek Hatun

1443 yılında dünyaya gelen Çiçek Hatun hakkında Sırp veya Venedikli bir cariye ya da Türkmen bir beyin kızı olduğu yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Cem Sultan’ın annesidir. Oğlunun Sultan II. Beyazid ile girdiği taht mücadelesini kahbetmesinden sonra oğlu ile birlikte Kahire’ye gitti. 1498 yılında Kahire’de meydana gelen veba salgınında vefat etti.

Çocukları

II. Bayezid

Fatih’ten sonra tahta geçerek Osmanlı Devleti’nin 8. padişahı olmuştur. Asıl adı Sultân Bayezid-î Velî’dir. Öz annesi Sitti Mükrime Hatun’un vefatından sonra Emine Gülbahar Hatun kendisine annelik yapmıştır. 22 Mayıs 1481 – 24 Nisan 1512 yılları arasında hüküm sürmüş, 26 Mayıs 1512’de Edirne’nin güneydoğusundaki Havsa ilçesinin Abalar köyünde vefat etmişdir.

Şehzade Mustafa

Fatih’in Gülşah Hatun’dan olan oğludur. Karaman’da sancak beyi iken 1474’te esrarengiz bir şekilde vefat etmiştir. Sadrazam Veli Mahmud Paşa’nın hanımı ile gizli ilişki yaşadığı için paşa tarafından zehirletildiği ve buna bağlı olarak Fatih Sultan Mehmet’in de Veli Mahmud Paşa’yı idam ettirdiği iddia edilmiştir.

Cem Sultan

22 Aralık 1459 yılında Edirne’de dünyaya gelmiş, 25 Şubat 1495 yılında ise Napoli’de vefat etmiştir. Annesi Çiçek Hatun’dur. II. Bayezid ile giriştiği taht mücadelesi ile bilinmektedir.

Gevherhan Sultan

Gülbahar Hatun’dan olan ve tarihte bilinen tek kızıdır.

 

Fatih Sultan Mehmet’in Sözleri

  • Hakiki sanat muhteşem bir şehir vücuda getirmek ve halkının kalbini saadetle doldurmaktır. – Fatih Camii Vakfiyesi’ne yazdığı girişten.
  • Gökteki güneş nasıl tekse, dünyada da tek devlet, tek din olmalı.
  • Eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun başında olmamanız törelerimize uymaz. Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz! – Babası Sultan II. Murad’ın tahtı kendisine bırakıp Manisa’ya çekilmesini fırsat bilip savaş hazırlığına başlayan Hristiyan ordusuna karşılık babasına yazdığı mektuptan. Bu sırada sadece 12 yaşındaydı.
  • İmparatoruna söyle, benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz! – İstanbul’un fethi için hazırlıklar sürerken kendisini caydırmaya çalışan elçilere verdiği yanıt.
  • Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.
  • Ayrılıp gitmem mümkün değildir. Ya ben şehri alırım ya da şehir ölü yahut diri beni alır. Eğer imparator ayrılıp gitmek isterse kendisine Mora’yı bırakırım, dostluk antlaşması yaparım, oradaki karındaşına başka bir sancağı veririm. Ama şehire barışla girmezsem, savaşla girersem o zaman onu ve bütün soylu, ileri gelenleri ölümle cezalandırırım, geri kalan halkı köle olarak askerlerime dağıtırım. Bana ıssız da kalsa şehir yeter.
  • Ey Konstantiniyye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım! – İstanbul’un fethi sırasında.
  • İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım. – İstanbul’un fethi sırasında gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken.
  • Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.
  • Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim.
  • Bir gece ansızın gelir, krallığınızı imparatorluğuma katarım.
  • Ben dahi kabul ettim ki, Galatalıların ayinleri ve erkânları ne vechile olageldiyse, yine aynı üslûpla devam etsin.
  • Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.
  • Sizlere tutsakları ve hazineleri bıraktım, ama anıtlar yalnız bana aittir. – Ayasofya’daki yapıları parçalayan Yeniçeriye.
  • Mahmud! Gemilerini tez donat. Uzakta yakında hiçbir limanda gemi kalmasın ki Ağrıboz gazasına giderim. Hepsi hazır olsun. Sana haber gönderince seninle birlikte yürüsünler. Çok iyi düşün ki, Ağrıboz’un fethi ne suretle olur ve ne gerektirir, onları tamam hazır et.
  • Hey gâziler! Yürümek gerek. Niçin duralım?
  • Şeyhim Akşemseddin Hazretleri ile beraber yaptığım zikrin lezzetine dünyaları bile değişmem. Eğer şeyhim izin verseydi zikir yolunu tercih eder, saltanatı terk ederdim.
  • Ceneviz tüccarları serbestçe gezip ticaret yapabilirler. Yeniçeri ordusuna katılmak üzere, çocuklarını almayacağız. Dinimizi kabul etmeyenlere karşı aslâ cebir kullanmayacağız.
  • Mozaiklerin üzerini alçıyla örtün ki, müminler rahatsız olmasın! Fakat bu şaheseri parçalamayın. – Ayasofya’daki mozaikleri sökmeye çalışan mimarlara.
  • Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim!
  • Hekimler niçin bana kıydınız?! – Son sözü.
  • Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir. – Haçlı askerlerinin kendisine doğru geldiğini söyleyen devlet adamlarına.
  • Kent benimdir, lakin tutsakları ve ganimetleri size bağışlıyorum. Ülkemin sancakları pek çoktur. Konstantiniyye surlarına çıkacak yiğite en zengin, en güzel eyaletlerin beyliğini vereceğim ve hayal edemeyeceği kadar çok ihsana boğacağım. – İstanbul’un kuşatması sırasında orduyu motive etmek için söylediği rivayet edilen konuşma.
  • Külliyemde inşa ettirmiş olduğum imarethanede şehit askerlerimizin aileleri ve şehrin fukaraları yemek yiyeceklerdir. Yemek yemeye ve almaya teşrif etmeyen olursa, görevli zatlar yemekleri hava aydınlanmadan, kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda, kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir.
  • Bütün dünyaya ilan ediyorum ki, Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır. Hiç kimse ne bu insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen kullar, özgür ve güven içerisinde hayatlarını sürdürsünler. Ne saltanat eşrafından, ne vezirlerden, ne hizmetkarlardan, ne de Devlet-i Aliyye vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mülklerine ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin ve tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka diyarlardan devletime birisini getirirse onlarda aynı haklara sahiptir.
  • Kayserlerin sarayına örümcekler ağlarını örmüşler, Efrasiyab’ın kulelerinde bir baykuş ötüyor.
  • Galata’yı gören, gönlünü cennetin en gizemli bahçesi Kevser’e bile bağlamaz.
  • İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi, Rumlardan, Hektor’un kanının intikamını almaya hakkım olduğu halde, İtalyanların bana düşmanca davranmalarına ve Rumları bana karşı kışkırtmalarına hayret ediyorum. – Papa II. Pius’a gönderdiği sanılan mektubun sahte olduğuyla ilgili şüpheler vardır.
  • Floransalı, söylediğin her şeyi dinledim. Hepsine inanıyorum. Lakin şunu söyleyeyim ki, İtalya geçmişte yaptığı büyük işlere artık erişemez. Zira büyük işler yaptığı günlerde, bunları Romalılar’ın kudreti sayesinde yapıyordu. Romalılar o zamanlar İtalya’nın tek hükümranıydı. Ama günümüzde ülken yirmi beyliğe ve çeşitli güç odaklarına bölünmüş durumda. Birbirinizle savaşıyorsunuz ve birbirinizin can düşmanısınız. Yaptığım plana yardımcı olarak çok şey biliyorum. Genç, zengin ve talihli olduğumu gördüğümden Sezar’ı, İskender’i, Anibal’ı, Afrikalı Scipio’yu, Pyrhus’u ve Keykavus’u aşmak niyetindeyim. – İtalya’nın birleşirse tekrar güçlü olabileceğini iddia eden Floransalı Benedetto Dei’ye cevabı.
  • Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız. Ancak bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım? – Trabzon için bu kadar zahmet nedendir diyen Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’a verdiği cevap.
  • Bundan önce ananın ricasıyla pençe-i gazabımdan kurtulmuştun. Biz de senin ıslah olduğunu ve barışa yöneldiğini tasdik ederek affetmiştik. Senin gibi imansız birinin benim adaletli padişahlığım zamanında saltanat ve istiklal davasında bulunması haramdır. Tokat’a ve sonrada Karaman vilayetlerine asker göndererek kötü karakterin gereğince ahaliye zulmettiğin bir takım şiddetlere başvurduğun ve rezaletlere sebep olduğundan haberimiz vardır. Sen vilayet yıkmayı padişahlık mı zannettin? Er isen meydana gel, avrat gibi delikten deliğe girme, hazırlıklarını yap havadis verilmedi deme. Zira soysuz vücudun yok edilecektir, bu konuda özür ve bahane bertarafdur. – Osmanlı illerini yağmalayan Uzun Hasan’a gönderdiği mektup.
  • Beni hor gördüğünüz ve imzalanmış antlaşmalara aldırmadığınız ortadayken, yıllık on bin altın haraç ödemeye nasıl söz verebiliyorsunuz? Şimdi size iki seçenek veriyorum. Hangisini isterseniz seçin: Gereken haracı ödersiniz, ki o zaman aramızda barış olur ya da hemen çeker gider ve ülkenizi bana bırakırsınız!
  • Beyine söyle, bu tavuklar nasıl ki bir çuval darıyı anında yedilerse, yeniçerilerim de savaşmaya değil, keçi otlatmaya alışık olan adamlarına böyle davranacaklardır. – Askerlerinin sayısının bir çuval dolusu olduğunu söyleyen Uzun Hasan’a cevabı.
  • Din ile imanın akıl ve anlayışını sıkı tutmak gerekir. Yoksa ey Müslümanlar, o kiliseyi gören olabilir kâfir hemen!
  • Yunanların dehası mülkünü ganimet olarak eline geçiren Turahan’ın oğluna din ve devlet ne kadar şükran borçludur. – Atina anıtlarının önündeyken.
  • Kartal yavrularını korumak için ne güzel bir yuva yapmış. – İşkodra kalesini gördüğünde.
  • Allah beni bu şehrin halkının dostu olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarını yendik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar ele geçirmişlerdi. Bunların biz Asyalılara karşı kötü davranışlarının intikamını aradan birçok devir ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık. – Truva harabelerindeyken.
  • Agamemnon Truva’yı zaptettiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.
  • Hristiyan diyarı kılıç ve kalkanlarını kaybettiler. – Osmanlı’ya karşı savaşan Arnavut İskender Bey’in ölümü üzerine söylediği rivayet edilir.
  • Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.
  • On cerrah, on hatip, üç de hasta bakıcı atadım. Ayın muayen günlerinde Konstantiniyye’yi gezecekler, istisnasız her kapıyı çalacaklar ve içerde hasta olup olmadığını sual edecekler, hasta bulunduğu vakit şifa bulmalarını sağlayacaklar. Durumları önem teşkil etmekteyse hiçbir masraf ettirmeyip darüşşifaya kaldırıp tedavi ettirecekler.
  • Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır. – İstanbul’un fethi sırasında orduyu çiçeklerle karşılayan Bizanslıların yanlışlıkla Akşemseddin’e gitmeleri ve onun halka Fatih’i işaret etmesi üzerine.
  • Fakirlerin ve yetimlerin kursağından kesilen nimeti ne askerimize, ne ameleme yediririm. Biz has müminleriz, kursağımıza netameli nevale girmez. – Bizans İmparatoru’nun, İstanbul’un Fethini engelleyemeyeceğini kestirdikten sonra Fethi geciktirmek için, Hisar inşaatında çalışanlara büyük kafilelerle erzak göndermesi üzerine cevaben.
  • Bu zahmetler Allah içindir. Elimizde İslâm kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesevüz, bize gazî demek layık olmazdı.

Fatih Sultan Mehmet Kimdir?

Asıl adı II. Mehmet olan yedinci Osmanlı Devleti padişahı, 30 Mart 1432 tarihinde, o sırada devletin başkenti olan Edirne’de dünyaya geldi. Babası II. Murat olup annesinin kim olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

İlk kez 1444 yılında tahta çıkan Sultan II. Mehmet, bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’ne saldıran Haçlı ordularını durdurması için tekrardan babasına bıraktı. Babasının ölümünden sonra 19 Şubat 1451 tarihinde ikinci kez tahta çıktı ve toplamda 31 sene hüküm sürdü.

Dönemin bir çok yerli ve yabancı aliminden eğitim aldı. Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince biliyordu. Okumayı çok severdi. Binlerce ciltlik kitaptan oluşan çok zengin bir kütüphanesi vardı. Alimler ile sohbet etmeyi sever, dönemin önemli alimlerini sarayında ağırlardı.

29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’u fethederek adını dünyaya duyurdu. Bu fetih ile birlikte Fatih Sultan Mehmet, Roma İmparatorluğu’na son vermesi sebebiyle Kayser-i Rûm, Orta Çağ’ın son bulup Yeni Çağ’ın başlamasına vesile olduğu için ise Çağ Açan Hükümdar olarak anılmaya başladı.

Devletin düzenini ve devamlılığını sağlamak adına Fatih Kanunnâmesi olarak bilinen önemli düzenlemeler yaptı. Bu düzenlemelerin bir çoğu Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu.

Güvenlik amacı ile son ana kadar nereye yapılacağını sakladığı bir seferin hazırlıklarının sürdüğü sırada hastalandı ve henüz seferin başındayken 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı’ndaki ordugâhında vefat etti. Kesin olmamak ile birlikte Gut hastalığından öldüğü sanılmakta, ayrıca zehirlendiğine dair bir takım iddialar da bulunmaktadır.

Türbesi, kendi adına yaptırmış olduğu Fatih Camii Külliyesi içerisindedir ve orada yatmaktadır.