Padişah Ben İsem Emrediyorum: Gelip Ordunun Başına Geçiniz!

II. Murat devlet işlerinden bir hayli yorulmuş ve artık dinlenmek istemektedir. Bu doğrultuda civar devletler ile barış halinde olan devleti oğlu Şehzede Mehmet’e bırakır ve Manisa’da inzivaya çekilir.

Her ne kadar barış anlaşmaları imzalanmış olsa da Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti’nin başına genç bir padişah geçmesini fırsat bilir ve bir Haçlı Ordusu toplar ve Osmanlı Devleti’nin Avrupadaki topraklarını istila etmeye başlar.

Bunun üzerine henüz yeteri kadar tecrübesi bulunmayan Sultan Mehmet, babasına bir mektup yazar ve ordunun başına geçmesini ister. Babası Sultan Murat ise bu isteği reddederek artık kendisinin padişah olduğunu ve gereğini yapmasını ister.

Sultan Mehmet bir kaç kez aynı isteğini iletse de aynı cevap ile karşılaşır. Bunun üzerine Sultan Mehmet aşağıdaki mektubu kaleme alır ve babasına gönderir.

-Baba, eğer padişahlığı kabul ediyorsanız gelip ordunun başına geçiniz. Yok eğer kabul etmiyorsanız padişah olarak size emrediyorum. Gelip ordunun başına geçiniz!

Bunun üzerine ordunun başına geçen Sultan II. Murat, haçlıları yenilgiye uğratır.

Ayranın İçindeki Saman Çöpleri

Sultan Fatih, bir gün kılık değiştirip bir gezintiye çıkar. Dağ tepe gezer. Sonunda gözü bir küçük kulübeye ilişir. Kapısını çalar. Kapıyı yaşlı bir nine açar ve Fatih’i misafir eder.

Misafirlerine soğuk ayran ikram eder nine fakat ayranın içinde saman çöpleri vardır. Bir kaç yudumda ayranını bitiren Fatih merak ederek sorar:

-Nine, ayranın çok güzeldi ama içindeki bu saman çöpleri niye?

Yaşlı nine gülümseyerek karşılık verir:

-Evladım, uzun yoldan gelmiş, terlemişsin. Ayranda soğuk. Bir çırpıda içer hasta olursun diye içine saman parçaları attım. Kıyamadım sana.

Bu cevap Fatih’in çok hoşuna gider. Kim olduğunu açıklar ve kulübenin civarındaki büyük bir araziyi yaşlı nineye bağışlar.

Ben Bu Halk İle Dünyayı Bile Fethederim

Henüz 21 yaşında olan Fatih, İstanbul’u kuşatmanın hazırlıklarını yapmaktadır. Bir gün tebdil-i kıyafet ile halkın arasına karışıp orduya katılacak olan halk ile alakalı bilgi edinmek ister.

Bu sırada çarşıda gezinirken bir dükkandan bir miktar erzak alır. Henüz dükkandan yeni çıkmıştı ki aldığı erzağın az geleceğini düşünüp biraz daha fazla almak ister fakat dükkanın sahibi daha fazla erzak satmak istemez. Nedenini merak eden Fatih’e dükkan sahibi şu cevabı verir:

Ben sana satış yaparak siftahımı yapmış oldum. Eğer başka alacağın varsa şuradan alıver. O henüz siftah yapmadı.

Bu cevap Fatih’in çok hoşuna gitmişti. Derhal gidip diğer dükkandan bir miktar erzak aldı. İkincisini istediğinde ise benzer bir cevap ile karşılaştı. Böylece halkını imtihan eden Fatih çarşıyı baştan sona dolaşmış oldu.

Aldığı erzakları ihtiyaç sahiplerine dağıttıktan sonra sarayına gidip şükür secdesine kapandı ve şöyle dedi:

Ya Rabbi sana hamdolsun… Bana böyle birbirini düşünen insanların olduğu bir millet ihsan ettin. Ben bu milletimle değil Bizans’ı, dünyayı bile fethederim.

Fatih Sultan Mehmet Kimdir?

Asıl adı II. Mehmet olan yedinci Osmanlı Devleti padişahı, 30 Mart 1432 tarihinde, o sırada devletin başkenti olan Edirne’de dünyaya geldi. Babası II. Murat olup annesinin kim olduğuna dair kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

İlk kez 1444 yılında tahta çıkan Sultan II. Mehmet, bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’ne saldıran Haçlı ordularını durdurmak için tekrardan babasına bıraktı. Babasının ölümünden sonra 19 Şubat 1451 tarihinde ikinci kez tahta çıktı ve toplamda 31 sene hüküm sürdü.

29 Mayıs 1453 senesinde İstanbul’u fethederek adını dünyaya duyurdu. Bu fetih ile birlikte Fatih Sultan Mehmet, Roma İmparatorluğu’na son vermesi sebebiyle Kayser-i Rûm, Orta Çağ’ın son bulup Yeni Çağ’ın başlamasına vesile olduğu için ise Çağ Açan Hükümdar olarak anılmaya başladı.

Dönemin bir çok yerli ve yabancı aliminden eğitim aldı. Osmanlı Türkçesi dışında Arapça, Farsça, İbranice, Keldanice, Slavca, İtalyanca, Yunanca ve Latince biliyordu. Okumayı çok severdi. Binlerce ciltlik kitaptan oluşan çok zengin bir kütüphanesi vardı. Alimler ile sohbet etmeyi sever, dönemin önemli alimlerini sarayında ağırlardı.

Devletin düzenini ve devamlılığını sağlamak adına Fatih Kanunnâmesi olarak bilinen önemli düzenlemeler yaptı. Bu düzenlemelerin bir çoğu Tanzimat dönemine kadar geçerliliğini korudu.

Güvenlik amacı ile son ana kadar nereye yapılacağını sakladığı bir seferin hazırlıklarının sürdüğü sırada hastalandı ve henüz seferin başındayken 3 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarındaki Hünkar Çayırı’ndaki ordugâhında öldü. Kesin olmamak ile birlikte Gut hastalığından öldüğü sanılmakta, ayrıca zehirlendiğine dair bir takım iddialar da bulunmaktadır.

Türbesi, kendi adına yaptırmış olduğu Fatih Camii Külliyesi içerisindedir ve orada yatmaktadır.