Çandarlı Halil Paşa Kimdir?

Çandarlı Halil Paşa, 1439-1453 yılları arasında arasında sadrazamlık yapmış Osmanlı devlet adamıdır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte olup 10 Temmuz 1453 Fatih Sultan Mehmet tarafından idam ettirilmiştir. İdam ettirilen ilk Osmanlı sadrazamıdır.

Dedesi, Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki başvezirlerden Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, babası ise 1421-1429 yılları arasında sadrazamlık yapmış Çandarlı İbrahim Paşa’dır. Sultan II. Murat döneminde dönemin sadrazamı Koca Mehmed Nizamüddin Paşa’nın vefatından sonra sadrazamlık görevini üstlenmiştir.

II. Murat’ın, tahtı genç yaştaki Şehzade Mehmet’e bırakması ile bu zaman zarfında fiilen Osmanlı Devleti’ni yönetmiş, devletin başında çocuk yaşta bir sultan olmasını fırsat bilen Haçlı seferleri dolayısı ile Sultan II. Murat’ın tekrar tahta çıkmasını sağlamıştır. Bu olaydan ötürü Şehzade Mehmet ile arası açılmıştır.

Sultan II. Murat’ın ölümü ve Sultan Mehmet’in ikinci kez tahta geçmesinden sonra sadrazamlığına devam etmiş fakat Sultan Mehmet’in lalası Zağanos Mehmet Paşa ile arasında bir politik mücadele başlamıştı. Sultan Mehmet ve Zağanos Paşa bir an önce İstanbul’un fethedilip Bizans Devleti’ne son verilmesi gerektiği fikrini savunurken Çandarlı Halil Paşa bu fikre Sultan Mehmet’in aceleci ve deneyimsiz bir hükümdar olduğu düşüncesi ile sıcak bakmıyordu. İstanbul’un Fethi fikrine karşı duruşu zamanla bir takım asılsız dedikodulara sebebiyet vermekteydi. Nitekim İstanbul’un fethinden hemen sonra görevinden alınan sadrazam ve çocukları tutuklandı. Daha sonra çocukları serbest bırakılan sadrazam 10 Temmuz 1453 tarihinde idam edildi.

Fatih Sultan Mehmet’in Tuğrası ve Anlamı

Tuğra, Osmanlı padişahlarının imza olarak kullandığı, içerisinde hat sanatı ile kendi adlarını barındıran sembollerdir. Padişahın görevlendirdiği Tuğrakeşler tarafından kendi adına özel olarak hazırlanır. Padişah, tüm yazışmalarında tuğrasını imza olarak kullanılır.

Yukarıda görmüş olduğunuz Tuğra ise, Tuğrakeşleri tarafından Fatih Sultan Mehmet adına hazırlanmıştır. İçerisinde kendi adını ve daima muzaffer olmasını dileyen bir dua ibaresi bulunmaktadır. Okunuşu “Mehmed bin Murad han muzaffer daima“, anlamı ise “Murat oğlu Mehmed han daima muzaffer olması” şeklindedir.

Yakından incelemek için BURAYA TIKLAYIN.

Evet, Padişah Benim Ancak Siz Yine De Çiçekleri Ona Veriniz!

Uzun uğraşlar sonucu Bizans düşmüş, şehir Fatih Sultan Mehmet tarafından fethedilmişti. Bunun üzerine Fatih, beyaz atına binmiş İstanbul’a ilk defa giriş yapıyordu. Şehir halkı ise caddelere doluşmuş Fatih’i ve onun şanlı ordusunu selamlıyordu.

Bu sırada halkın içinden bir kaç kişi Sultan II. Mehmet’e çiçek sunmak istedi fakat bu zamana kadar Sultan’ı hiç görmemişlerdi. Dolayısı ile Sultan Mehmet olduğunu tahmin ettikleri Akşemsettin’e doğru yöneldiler. Akşemsettin ise kendisinin Sultan olmadığını belirtip göz ucuyla Sultan Mehmet’i göstererek şöyle söyler:

-Ben Sultan değilim. Sultan Mehmet odur.

Bunun üzerine tüm gözler Fatih Sultan Mehmet’e çevrilir. İnsanlar önce oldukça şaşırır. Çünkü Akşemsettin’in gösterdiği kişi henüz 21 yaşında gencecik biridir. Bunun üzerine kendisine verilen çiçekleri geri çeviren Fatih karşılık verir:

-Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü o benim hocamdır.

Fatih’in Tablosunu Yapan Gentile Bellini Kimdir?

Gentile Bellini, 1429 yılında Venedik’te dünyaya gelmiş, Rönesans Döneminin dünyaca ünlü İtalyan bir ressamıdır. Kendisi gibi babası ve erkek kardeşi de dönemin önemli ressamlarındandır. Zamanında kardeşi ile birlikte bir çok tarih ve din temalı tablolar yaptılar. Öyle ki Scuola Grande di San Marco birası ve Dükler Sarayında ki bir çok tabloda bu kardeşlerin imzası bulunmaktadır. (Dükler Sarayındaki tablolar 1577 yılında çıkan bir yangın sonucu yok oldu.)

Gentile Bellini Oturan Katip
Gentile Bellini’nin Oturan Katip Tablosu

Ayrıca kendisi bizzat Fatih Sultan Mehmet’in daveti üzerine 1478 yılında İstanbul’a gelmiş ve burada Fatih Sultan Mehmet’in meşhur tablosu başta olmak üzere bir çok çalışmaya imza atmıştır. Bellini’yi 16 ay boyunca İstanbul’da misafir olarak ağırlayan Fatih, kendi tablosunu yaptırmadan önce bu ressamın yeteneğinden emin olmak istemiş, bu amaçla sarayındaki çeşitli insanların tablosunu yapmasını emretmiştir. Oturan Katip isimli tablo bunlardan biridir.

Gentile Bellini Fatih Sultan Mehmet Tablosu
Gentile Bellini’nin Fatih Sultan Mehmet Tablosu

En önemli tablolarından biri ise Fatih’in tablosudur. Tablonun üzerinde latin harfleri ile 25 Kasım 1480 tarihi atılmıştır. Günümüze kadar gelen bu tablo ne yazık ki Londra’da bulunan Victoria and Albert Müzesi’nde sergilenmektedir.

Fatih Sultan Mehmet’in Ailesi

Babası

II. Murad

Osmanlı Devleti’nin 6. padişahıdır. 1404 senesinde Amasya doğmuş, 3 Şubat 1451 senesinde Edirne vefat etmiştir. İlk olarak 25 Haziran 1421 – Ağustos 1444 tarihleri arasında tahtta kalmış olup bu tarihten sonra kısa bir süre tahtı oğlu Fatih Sultan Mehmet’e devretmiş, Avrupa devletlerinin bunu fırsat bilerek Osmanlı Devleti’ne saldırmasından sonra ikinci kez tahta çıkmıştır. (Bknz: Padişah Ben İsem Emrediyorum: Gelip Ordunun Başına Geçiniz!) Ağustos 1446 – 3 Şubat 1451 tarihlerinde ikinci kez hüküm sürdükten sonra bu tarihten itibaren tahtını kalıcı olarak Fatih Sultan Mehmet’e devretmiştir.

Annesi

Annesi ile alakalı bir çok söylenti olmakla birlikte Hüma Hatun olduğu sanılmaktadır. Mezarı Bursa’dadır.

Kardeşleri

Şehzade Alâaddin

Asıl adı Şehzade Alâaddin Ali Çelebi’dir. 1425 yılında Edirne’de dünyaya gelmiştir. 1443 yılında Bursa yakınlarında atı sürerken geçirdiği bir kaza sonrası vefat etmiştir.

Şehzade Ahmed

Şehzade Ahmed hakkında fazla bir bilgi yoktur. Rum Sancak Beyi iken erken yaşta vefat etti.

Eşleri

Emine Gülbahar Hatun

Fatih Sultan Mehmet’in ilk eşidir. 1446 yılında Manisa’da evlenmiştir. Gevherhan Hatun’un annesidir. Sitti Mükrime Hatun vefatından sonra Sultan II. Bayezid’e annelik yapmıştır. 1492 yılında vefat etmiştir. Bugün ise Fatih Camii haziresi karşısında kendi adı ile anılan türbesinde yatmaktadır.

Gülşah Hatun

Sultan Fatih’in 4. eşidir. Karamanoğulları Beyliği’nden İbrahim Bey’in kızı ya da cariye olduğuna dair görüşler vardır. Şehzade Mustafa’nın annesidir. 1487 yılında vefat etmiştir.

Sitti Mükrime Hatun

Sultan Fatih’in üçüncü eşidir. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte Eylül 1486 yılında Edirne’de vefat etmiştir. Sultan II. Beyazid’in annesidir. Mezarı Edirne’de kendi adındaki Sitti Şah Hatun Camii’nin haziresindedir.

Çiçek Hatun

1443 yılında dünyaya gelen Çiçek Hatun hakkında Sırp veya Venedikli bir cariye ya da Türkmen bir beyin kızı olduğu yönünde farklı görüşler bulunmaktadır. Cem Sultan’ın annesidir. Oğlunun Sultan II. Beyazid ile girdiği taht mücadelesini kahbetmesinden sonra oğlu ile birlikte Kahire’ye gitti. 1498 yılında Kahire’de meydana gelen veba salgınında vefat etti.

Çocukları

II. Bayezid

Fatih’ten sonra tahta geçerek Osmanlı Devleti’nin 8. padişahı olmuştur. Asıl adı Sultân Bayezid-î Velî’dir. Öz annesi Sitti Mükrime Hatun’un vefatından sonra Emine Gülbahar Hatun kendisine annelik yapmıştır. 22 Mayıs 1481 – 24 Nisan 1512 yılları arasında hüküm sürmüş, 26 Mayıs 1512’de Edirne’nin güneydoğusundaki Havsa ilçesinin Abalar köyünde vefat etmişdir.

Şehzade Mustafa

Fatih’in Gülşah Hatun’dan olan oğludur. Karaman’da sancak beyi iken 1474’te esrarengiz bir şekilde vefat etmiştir. Sadrazam Veli Mahmud Paşa’nın hanımı ile gizli ilişki yaşadığı için paşa tarafından zehirletildiği ve buna bağlı olarak Fatih Sultan Mehmet’in de Veli Mahmud Paşa’yı idam ettirdiği iddia edilmiştir.

Cem Sultan

22 Aralık 1459 yılında Edirne’de dünyaya gelmiş, 25 Şubat 1495 yılında ise Napoli’de vefat etmiştir. Annesi Çiçek Hatun’dur. II. Bayezid ile giriştiği taht mücadelesi ile bilinmektedir.

Gevherhan Sultan

Gülbahar Hatun’dan olan ve tarihte bilinen tek kızıdır.

 

Fatih Sultan Mehmet’in Sözleri

  • Hakiki sanat muhteşem bir şehir vücuda getirmek ve halkının kalbini saadetle doldurmaktır. – Fatih Camii Vakfiyesi’ne yazdığı girişten.
  • Gökteki güneş nasıl tekse, dünyada da tek devlet, tek din olmalı.
  • Eğer padişah siz iseniz, devletimizin bu zor gününde ordumuzun başında olmamanız törelerimize uymaz. Yok, eğer padişah ben isem, size emrediyorum, geliniz ve derhal ordularımın başına geçiniz! – Babası Sultan II. Murad’ın tahtı kendisine bırakıp Manisa’ya çekilmesini fırsat bilip savaş hazırlığına başlayan Hristiyan ordusuna karşılık babasına yazdığı mektuptan. Bu sırada sadece 12 yaşındaydı.
  • İmparatoruna söyle, benim kudretimin ulaştığı yere onların hayalleri bile ulaşamaz! – İstanbul’un fethi için hazırlıklar sürerken kendisini caydırmaya çalışan elçilere verdiği yanıt.
  • Baykuştan pervâmız yok, biz şahinler sürüsüyüz.
  • Ayrılıp gitmem mümkün değildir. Ya ben şehri alırım ya da şehir ölü yahut diri beni alır. Eğer imparator ayrılıp gitmek isterse kendisine Mora’yı bırakırım, dostluk antlaşması yaparım, oradaki karındaşına başka bir sancağı veririm. Ama şehire barışla girmezsem, savaşla girersem o zaman onu ve bütün soylu, ileri gelenleri ölümle cezalandırırım, geri kalan halkı köle olarak askerlerime dağıtırım. Bana ıssız da kalsa şehir yeter.
  • Ey Konstantiniyye! Ya sen beni alırsın, ya ben seni alırım! – İstanbul’un fethi sırasında.
  • İmkanın sınırını görmek için imkansızı denemek lazım. – İstanbul’un fethi sırasında gemilerin karadan yürütüleceğini söylerken.
  • Biz toprakları değil gönülleri feth etmeye gidiyoruz.
  • Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduğunu bilsem, sakalımı kökünden keserim.
  • Bir gece ansızın gelir, krallığınızı imparatorluğuma katarım.
  • Ben dahi kabul ettim ki, Galatalıların ayinleri ve erkânları ne vechile olageldiyse, yine aynı üslûpla devam etsin.
  • Yerinde söz söylemesini bilen, özür dilemek zorunda kalmaz.
  • Sizlere tutsakları ve hazineleri bıraktım, ama anıtlar yalnız bana aittir. – Ayasofya’daki yapıları parçalayan Yeniçeriye.
  • Mahmud! Gemilerini tez donat. Uzakta yakında hiçbir limanda gemi kalmasın ki Ağrıboz gazasına giderim. Hepsi hazır olsun. Sana haber gönderince seninle birlikte yürüsünler. Çok iyi düşün ki, Ağrıboz’un fethi ne suretle olur ve ne gerektirir, onları tamam hazır et.
  • Hey gâziler! Yürümek gerek. Niçin duralım?
  • Şeyhim Akşemseddin Hazretleri ile beraber yaptığım zikrin lezzetine dünyaları bile değişmem. Eğer şeyhim izin verseydi zikir yolunu tercih eder, saltanatı terk ederdim.
  • Ceneviz tüccarları serbestçe gezip ticaret yapabilirler. Yeniçeri ordusuna katılmak üzere, çocuklarını almayacağız. Dinimizi kabul etmeyenlere karşı aslâ cebir kullanmayacağız.
  • Mozaiklerin üzerini alçıyla örtün ki, müminler rahatsız olmasın! Fakat bu şaheseri parçalamayın. – Ayasofya’daki mozaikleri sökmeye çalışan mimarlara.
  • Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim!
  • Hekimler niçin bana kıydınız?! – Son sözü.
  • Düşmandan yüz çevirmek korkaklıktır. Benim ikbalim yücedir. Talihsizlik ise düşmanın nasibidir. – Haçlı askerlerinin kendisine doğru geldiğini söyleyen devlet adamlarına.
  • Kent benimdir, lakin tutsakları ve ganimetleri size bağışlıyorum. Ülkemin sancakları pek çoktur. Konstantiniyye surlarına çıkacak yiğite en zengin, en güzel eyaletlerin beyliğini vereceğim ve hayal edemeyeceği kadar çok ihsana boğacağım. – İstanbul’un kuşatması sırasında orduyu motive etmek için söylediği rivayet edilen konuşma.
  • Külliyemde inşa ettirmiş olduğum imarethanede şehit askerlerimizin aileleri ve şehrin fukaraları yemek yiyeceklerdir. Yemek yemeye ve almaya teşrif etmeyen olursa, görevli zatlar yemekleri hava aydınlanmadan, kimsenin sokaklarda olmadığı zamanlarda, kapalı kaplarla evlerine götüreceklerdir.
  • Bütün dünyaya ilan ediyorum ki, Bosnalı Fransiskenler himayem altındadır. Hiç kimse ne bu insanları ne de onların kiliselerini rahatsız etmesin ve zarar vermesin. İmparatorluğumda huzur içerisinde yaşasınlar ve bu göçmen durumuna düşen kullar, özgür ve güven içerisinde hayatlarını sürdürsünler. Ne saltanat eşrafından, ne vezirlerden, ne hizmetkarlardan, ne de Devlet-i Aliyye vatandaşlarından hiç kimse bu insanların onurunu kırmayacak ve onlara zarar vermeyecektir. Hiç kimse bu insanların hayatlarına, mülklerine ve kiliselerine saldırmasın, hor görmesin ve tehlikeye atmasın. Hatta bu insanlar başka diyarlardan devletime birisini getirirse onlarda aynı haklara sahiptir.
  • Kayserlerin sarayına örümcekler ağlarını örmüşler, Efrasiyab’ın kulelerinde bir baykuş ötüyor.
  • Galata’yı gören, gönlünü cennetin en gizemli bahçesi Kevser’e bile bağlamaz.
  • İtalyanlarla aynı kökten olduğumuz ve onlar gibi, Rumlardan, Hektor’un kanının intikamını almaya hakkım olduğu halde, İtalyanların bana düşmanca davranmalarına ve Rumları bana karşı kışkırtmalarına hayret ediyorum. – Papa II. Pius’a gönderdiği sanılan mektubun sahte olduğuyla ilgili şüpheler vardır.
  • Floransalı, söylediğin her şeyi dinledim. Hepsine inanıyorum. Lakin şunu söyleyeyim ki, İtalya geçmişte yaptığı büyük işlere artık erişemez. Zira büyük işler yaptığı günlerde, bunları Romalılar’ın kudreti sayesinde yapıyordu. Romalılar o zamanlar İtalya’nın tek hükümranıydı. Ama günümüzde ülken yirmi beyliğe ve çeşitli güç odaklarına bölünmüş durumda. Birbirinizle savaşıyorsunuz ve birbirinizin can düşmanısınız. Yaptığım plana yardımcı olarak çok şey biliyorum. Genç, zengin ve talihli olduğumu gördüğümden Sezar’ı, İskender’i, Anibal’ı, Afrikalı Scipio’yu, Pyrhus’u ve Keykavus’u aşmak niyetindeyim. – İtalya’nın birleşirse tekrar güçlü olabileceğini iddia eden Floransalı Benedetto Dei’ye cevabı.
  • Ana, biz İslamiyetin kılıcını elimizde tutarız. Ancak bunca zahmet karşılığında gazi unvanını elde edemeden ölürsem Allah ve Peygamber’in katında yüzlerine nasıl bakarım? – Trabzon için bu kadar zahmet nedendir diyen Uzun Hasan’ın annesi Sara Hatun’a verdiği cevap.
  • Bundan önce ananın ricasıyla pençe-i gazabımdan kurtulmuştun. Biz de senin ıslah olduğunu ve barışa yöneldiğini tasdik ederek affetmiştik. Senin gibi imansız birinin benim adaletli padişahlığım zamanında saltanat ve istiklal davasında bulunması haramdır. Tokat’a ve sonrada Karaman vilayetlerine asker göndererek kötü karakterin gereğince ahaliye zulmettiğin bir takım şiddetlere başvurduğun ve rezaletlere sebep olduğundan haberimiz vardır. Sen vilayet yıkmayı padişahlık mı zannettin? Er isen meydana gel, avrat gibi delikten deliğe girme, hazırlıklarını yap havadis verilmedi deme. Zira soysuz vücudun yok edilecektir, bu konuda özür ve bahane bertarafdur. – Osmanlı illerini yağmalayan Uzun Hasan’a gönderdiği mektup.
  • Beni hor gördüğünüz ve imzalanmış antlaşmalara aldırmadığınız ortadayken, yıllık on bin altın haraç ödemeye nasıl söz verebiliyorsunuz? Şimdi size iki seçenek veriyorum. Hangisini isterseniz seçin: Gereken haracı ödersiniz, ki o zaman aramızda barış olur ya da hemen çeker gider ve ülkenizi bana bırakırsınız!
  • Beyine söyle, bu tavuklar nasıl ki bir çuval darıyı anında yedilerse, yeniçerilerim de savaşmaya değil, keçi otlatmaya alışık olan adamlarına böyle davranacaklardır. – Askerlerinin sayısının bir çuval dolusu olduğunu söyleyen Uzun Hasan’a cevabı.
  • Din ile imanın akıl ve anlayışını sıkı tutmak gerekir. Yoksa ey Müslümanlar, o kiliseyi gören olabilir kâfir hemen!
  • Yunanların dehası mülkünü ganimet olarak eline geçiren Turahan’ın oğluna din ve devlet ne kadar şükran borçludur. – Atina anıtlarının önündeyken.
  • Kartal yavrularını korumak için ne güzel bir yuva yapmış. – İşkodra kalesini gördüğünde.
  • Allah beni bu şehrin halkının dostu olarak bu zamana kadar sakladı. Biz bu şehrin düşmanlarını yendik ve onların vatanlarını aldık. Burayı Makedonyalılar, Teselyalılar ve Moralılar ele geçirmişlerdi. Bunların biz Asyalılara karşı kötü davranışlarının intikamını aradan birçok devir ve yıllar geçmesine rağmen onların torunlarından aldık. – Truva harabelerindeyken.
  • Agamemnon Truva’yı zaptettiğinde onu meşhur edecek bir Homeros vardı. Benim ise bir Homeros’um yok.
  • Hristiyan diyarı kılıç ve kalkanlarını kaybettiler. – Osmanlı’ya karşı savaşan Arnavut İskender Bey’in ölümü üzerine söylediği rivayet edilir.
  • Düşmanı tanımak, tehlikeyi bertaraf etmek demektir.
  • On cerrah, on hatip, üç de hasta bakıcı atadım. Ayın muayen günlerinde Konstantiniyye’yi gezecekler, istisnasız her kapıyı çalacaklar ve içerde hasta olup olmadığını sual edecekler, hasta bulunduğu vakit şifa bulmalarını sağlayacaklar. Durumları önem teşkil etmekteyse hiçbir masraf ettirmeyip darüşşifaya kaldırıp tedavi ettirecekler.
  • Evet, padişah benim. Ancak siz yine de çiçekleri ona veriniz. Çünkü kendisi benim hocamdır. – İstanbul’un fethi sırasında orduyu çiçeklerle karşılayan Bizanslıların yanlışlıkla Akşemseddin’e gitmeleri ve onun halka Fatih’i işaret etmesi üzerine.
  • Fakirlerin ve yetimlerin kursağından kesilen nimeti ne askerimize, ne ameleme yediririm. Biz has müminleriz, kursağımıza netameli nevale girmez. – Bizans İmparatoru’nun, İstanbul’un Fethini engelleyemeyeceğini kestirdikten sonra Fethi geciktirmek için, Hisar inşaatında çalışanlara büyük kafilelerle erzak göndermesi üzerine cevaben.
  • Bu zahmetler Allah içindir. Elimizde İslâm kılıcı vardır. Eğer bu zahmeti ihtiyar etmesevüz, bize gazî demek layık olmazdı.

Hazreti Ademin Çocukları Değil Miyiz?

Günlerden bir gün Sultan Fatih dışarıda gezinirken bir dilenciye rast gelir. Koskoca padişahı gözüne kestiren dilenci de haliyle bu fırsatı kaçırmak istemez ve sultandan para dilenir. Fatih ise bu dilenciyi geri çevirmek istemez. Yanındaki adamlarından dilenciye 1 adet altın vermelerini emreder. Dilenci ise koskoca padişahın sadece 1 adet altın vermesine içerler ve padişaha sitem eder:

-Koskoca padişah, kardeşine sadece 1 altın mı verir?

Bu karşılık padişahı meraklandırmıştır. Nereden kardeş olduklarını sorduğunda dilenci cevap verir:

-Aman padişahım. Hepimiz Hazreti Adem’in çocukları değil miyiz? Dolayısıyla kardeş sayılırız.

Bunun üzerine Sultan Fatih aynı kurnazlık ile cevabını yapıştırır:

-Sakın ha ses çıkarmayasın. Eğer diğer kardeşlerin de duyacak olursa senin payına bu bile düşmez.

Peder Ne Der, Kader Ne Der?

Küçükken bir hayli yaramazdır Fatih. Yine bir gün yaramazlık yapıp ortalığı birbirine kattığı sırada babası II. Murat sinirlenir ve oğluna çıkışır;

-Ne kadar yaramaz bir çocuksun, senden adam olmaz.

O sırada yanlarında bulunan Fatih’in hocası Akşemsettin, adeta geleceği görürcesine II. Murat’ın çıkışmasına yapıştırır cevabını;

-Peder ne der, kader ne der?

Nitekim yıllar Fatih’in babasını değil hocası Akşemsettin’i haklı çıkarır. Fatih artık dünyaya nam salmış bir hükümdardır.

Padişah Ben İsem Emrediyorum: Gelip Ordunun Başına Geçiniz!

II. Murat devlet işlerinden bir hayli yorulmuş ve artık dinlenmek istemektedir. Bu doğrultuda civar devletler ile barış halinde olan devleti oğlu Şehzede Mehmet’e bırakır ve Manisa’da inzivaya çekilir.

Her ne kadar barış anlaşmaları imzalanmış olsa da Avrupa Devletleri, Osmanlı Devleti’nin başına genç ve tecrübesiz bir padişah geçmesini fırsat bilir ve bir Haçlı Ordusu toplar ve Osmanlı Devleti’nin Avrupadaki topraklarını istila etmeye başlar.

Bunun üzerine henüz yeteri kadar tecrübesi bulunmayan Sultan II. Mehmet, babasına bir mektup yazar ve ordunun başına geçmesini ister. Babası Sultan Murat ise bu isteği reddederek artık kendisinin padişah olduğunu ve gereğini yapmasını ister.

Sultan II. Mehmet bir kaç kez aynı isteğini iletse de aynı cevap ile karşılaşır. Bunun üzerine Sultan II. Mehmet aşağıdaki mektubu kaleme alır ve babasına gönderir.

-Baba, eğer padişahlığı kabul ediyorsanız gelip ordunun başına geçiniz. Yok eğer kabul etmiyorsanız padişah olarak size emrediyorum. Gelip ordunun başına geçiniz!

Bunun üzerine ordunun başına geçen Sultan II. Murat, haçlıları yenilgiye uğratır.

Ayranın İçindeki Saman Çöpleri

Sultan Fatih, bir gün kılık değiştirip bir gezintiye çıkar. Dağ tepe gezer. Sonunda gözü bir küçük kulübeye ilişir. Kapısını çalar. Kapıyı yaşlı bir nine açar ve Fatih’i misafir eder.

Misafirlerine soğuk ayran ikram eder nine fakat ayranın içinde saman çöpleri vardır. Bir kaç yudumda ayranını bitiren Fatih merak ederek sorar:

-Nine, ayranın çok güzeldi ama içindeki bu saman çöpleri niye?

Yaşlı nine gülümseyerek karşılık verir:

-Evladım, uzun yoldan gelmiş, terlemişsin. Ayranda soğuk. Bir çırpıda içer hasta olursun diye içine saman parçaları attım. Kıyamadım sana.

Bu cevap Fatih’in çok hoşuna gider. Kim olduğunu açıklar ve kulübenin civarındaki büyük bir araziyi yaşlı nineye bağışlar.